• DenizCan

Beyin Kimyasallarının Yarattığı Yalnızlık

"Uzun süren beklentilerin gerçekleşmemesi, ihtiyaçların karşılanmaması ile yaşama, isteklere, hayallere küsüyoruz. Bizi anlamayanlar karşısında hayata, aşka, tutkuya, sevgiye, dostluğa, arkadaşlığa ilişkiye küsüyoruz."

"Gittikçe uzuyor. Gidecek, bitecek diyorlar ama, bitmiyor. Aşı ile geçecek dediler ama, aşı yok. Baharda azalacak, yazın rahat olacağız dediler, olmadı. Daha kötüsü oldu. Artık dayanacak gücüm kalmadı. Umutlu olmak filan istemiyorum. Bizi eve tıkıyorlar. Sokağa çıkamamaktan nefret ediyorum. Maske takmaktan nefret ediyorum. Maske takmayanlardan nefret ediyorum. Bizi önemsemiyorlar. Bizim sağlığımız onların umurlarında değil. Herkes kendi çıkarı peşinde koşuyor."

Anonim.


Süreç uzuyor, uzadıkça karamsarlık, umutsuzluk artıyor. Bunların hepsi normal. İçinde bulunduğumuz duygu ve düşüncelerin yaşadığımız günlerle uyumlu olduğu rahatlığında olun. Bu rahatlık duygularınızı yönetme, kontrol etme şansı verir.

Yapılan araştırmaların birinde salgından en çok etkilenen ülkelerden birisi Türkiye olarak belirlenmiş. Hemen hepimizin aklına ilk önce ekonomi, işsizlik geliyor. Evet, pandemi ile arttı. Gerçek. Bu gerçek hızla büyümeye insanların hayatlarının orta yerinde patlamaya devam ediyor.


Bu gerçeğin ciddiyeti yanında yoksulluk ile baş etme becerisi yüksek bir toplumuz/toplumduk. Temel yaşam problemlerimiz içinde bunca yıldır gülmeyi, keyifli olmayı kültürel değerlerimize, günlük yaşam alışkınlıklarımıza borçluyuz. Son yıllarda toplum olarak çatışmalarımız arttı, gelecek kaygımız çoğaldı. Bunlar da gerçek.


Bizi bunların ağır etkisi ile yüzleşmekten koruyan yine kültürel yapımızdı. Can cana, ten tene ilişki kurmayı seven insanlarız. Bir yanımız hep çocuktur. Yakınlığı, ahbaplığı, arkadaşlığı, dostluğu kavga etsek de sürdürmeyi severiz. Bunların hepsi bizi güçlü kılan, ayakta tutan etkenler.


İş çıkışı bir arkadaşla bir yerlerde oturmak. Birkaç atıştırmalıkla bir şeyler içmek, sohbet etmek. Yakınmak. Dedikodu yapmak. Dertleşmek. Gülüşmek. Bizlerin günlük problemlerin ağır etkisinden kurtulmamızı sağlıyordu. Bütün bunlar elimizden alındı, alınmasıyla birlikte sorun yaşadığımız alanların gerçek etkileri ortaya çıkmaya başladı.


Hafta sonları haftanın tüm yükünü boşaltamamak… Sürekli ev ile iş arasında sıkışmak ve her gün ölüm riski, ağır hasta olma potansiyeliyle yüz yüze sokağa çıkmak, işe gitmek, mesai yapmak. Sarsıcı.


Hatta, her şeyin evin içine sıkışıp kalması zihinsel, duygusal ve bilişsel karmaşa yarattı, yaratıyor. Kördüğüme döndü her şey. Nefes alacak bir alan, rahatlayacak bir an bulmak neredeyse imkânsız oldu.


Hayatlarımız da zaten çözmeye uğraştığımız, yoluna sokmaya çalıştığımız birçok şey varken üzerine tüm rahatlama anlarından uzaklaşmak sadece duygu durumumuzla kontrol edebileceğimiz bir süreç olmaktan uzaklaştı. Hiçbir şey yokmuş gibi yaşamaya çalışmak bir yere kadar bizi korusa, rahatlatsa da içten içe tepinen isteklerin karşılanamaması çoğu insanı derinden etkili bir sürece sokuyor: İsteksizlik. İlgisizlik. Keyif alamama.


"Bir düşü gerçekleştirme olasılığı yaşamı ilginçleştiriyor."

Simyacı, Paulo Coelho


Bir nokta var, o noktadan sonra beklentilerimiz gerçekleşmediğinde beynimiz bir savunma mekanizması yaratıyor, kendini kapatmaya başlıyor. Yaptığımız şeyler bize keyif vermemeye başlıyor.


Bu her zaman yaşayabileceğimiz bir süreç. Aslında buna ödülün alınamamasından kaynaklı bir duygusal çöküntü olarak bakabiliriz. Sağlıklı bir beyin yapısı her zaman yaptığı şeyin karşılığını almaya odaklanır. Bu normal bir süreçtir.

Sağlıklı bireyde sistem şu şekilde işliyor: Yapıyorum, sonucunu alacağım. Sonucunu aldım, istediğim gibi, beklediğime denk. O zaman mutlu, huzurlu, rahatım, mutluyum.


Diğer yönde yapıyorum, sonucunu alamıyorum. İstediğim gerçekleşmedi. O zaman öfkeli, huzursuz, mutsuzum. Bu olumsuz deneyim türü uzunca bir süre devam ettiğinde beyin başka bir tepki vermeye başlıyor. Kimyasal aktivite değişmeye başlıyor. Ve huzurlarınıza dopamin geliyor.


Mutluluk ve mutsuzluk kaynağı olarak: Dopamin


Dopamin beynin kimyasal aktivitelerinden birisi. Bizi mutlu, heyecanlı, istekli yapıyor. Dopamin eksikliği ise tam tersi bir durum yaratıyor.


Dopaminin yalnızlıkla ne ilgisi var?


Yalnızlığın ruh sağlığını tehdit eden zararlı yönlerinden biri "ilişki kurmaya isteksizlik", "yaptığın işten keyif almama", "sohbet etmeye, konuşmaya karşı duyulan isteksizlik" ile ortaya çıkması. Bir nevi kendini tecrit etme, soyutlama ve dışlamaya yol açıyor.

Bunu motivasyon kaybı ya da hayal kırıklığı sonucunda oluşan geri çekilme ile karıştırmamak önemli. Motivasyon kaybı beklentinin gerçekleşmemesinden kaynaklı yönlenmenin ve odağın yitirilmesi gibi görülebilir.


Burada bahsettiğim başka bir ilgisizlik, isteksizlik. Uzun süre boyunca bir konuyla bir durumla uğraşmanın, çaba harcamanın sonucunda herhangi bir sonuç elde edememek, çabanın ters yönünde bir durumla yüzleşmenin yarattığı etkiden söz ediyorum.

Uzun süren beklentilerin gerçekleşmemesi, ihtiyaçların karşılanmaması ile yaşama, isteklere, hayallere küsüyoruz. Bizi anlamayanlar karşısında hayata, aşka, tutkuya, sevgiye, dostluğa, arkadaşlığa ilişkiye küsüyoruz.


İhtiyacı karşılamak için uğraşılan ve sonunda da ihtiyacın karşılanmamış olmasından kaynaklı vücudun verdiği kimyasal tepki sonucu oluşan isteksizlik, ilgisizlik.


Bu bahsedilen isteksizlik, ilgisizlik durumunun adı: Anhedoni.


İki şekilde ortaya çıkıyor. Birisi fiziksel anhedoni, diğeri sosyal anhedoni. Fiziksel olanı cinsel ilişki, yeme-içme, öz bakım isteğinin azalması iken sosyal anhedoni ise dış dünyaya ilginin azalması olarak özetlenebilir.


Anhedoni, klinik psikolojinin alanına giren ruhsal bozukluklardaki kişilik tiplerinin içinde de yer alıyor. Fakat, anhedoni ruhsal bozukluklardan bağımsız olarak da kendini gösterebiliyor.


Bizi ilgilendiren kısmı ise içinde bulunduğumuz süreçte aşırı stres, kaygı, endişeden dolayı ortaya çıkan anhedoniye benzer etkileri bulunan durum.


Nasıl korunabiliriz?


Böyle bir isteksizlik döngüsüne girdiyseniz en basit yolla dopamin içeren gıdaları tüketebilirsiniz. Benim favorim kahve, çikolata, muz!


Duygusal ve mantıksal yol olarak ilişkiler boyutunda sizi sürekli belirsizlik içinde tutan ilişki biçimlerinden hızla uzaklaşabilirsiniz. Vaatlerini, sorumluluklarını yerine getirmeyen kişileri takmamak, onları umursamamak en güçlü kalkandır. Beklentilerinizi, isteklerinizi onlardan özgürleştirmeyi seçmek size kalıcı bir çözüm getirecektir.


Burada dikkat edilmesi gereken iki temel durum var.


İlki, belirsizlik yaratan, belirsizlik durumunu sürdürmeye bundan fırsat sağlamaya çalışan kişilerle problem çözmeye çalışmak sizi daha çok belirsiz ve güvensiz bir ilişki ağı içine sokacaktır. Bu nedenle, tek başınıza karar verme özgürlüğünü, umursamama özgürlüğün kullanın. Bunu yapamıyorsanız karar verme yetinizi geliştirmeye odaklanın. Bu size kalıcı bir özgürlük sunacaktır. Tabii, herkes ve her durumla ilgili tek başına bağımsız kararlar almaktan kaçının. Burada sadece bir kişiyle olan ilişkinizden söz ediyoruz.


İkinci olarak, sizi sürekli belirsizlikte tutan, ilerlemenizi engelleyen herhangi bir ilişki, iş biçimi içindeyseniz dikkat etmeniz gereken çok önemli bir şey var. Burada yaşadığınız sorunu başka kişilere yansıtmamak. Öfkeli, kırgın olduğunuz kişi kimse onun farkında olun, onunla çözmediğiniz probleminizi bir başkasının sırtına yüklemeyin, o ilişkiye taşımayın. Bu sizin diğer insanlarla olan ilişkinizin de bozulmasına neden olabilir. Böylece yalnızlık hissiniz, anlaşılmıyor olma duygunuz hızlı bir yükselişe geçecektir.

Ve bir başkasının anhedonisinden sorumlu olmamak kısmında da hassas olmamız gerekiyor. Kişilerin çabalarını, özenlerini ve sizden beklentilerini karşılıksız bırakmak, gereken sorumluluğun farkında olmamak bir başkasını yalnızlığın içine itmektir. Bunu yapmaktan itina ile uzak durun. Şayet ilişkide aktif rol almaktan çekiniyorsanız özgüven, öz güç gibi konularda kendinizi geliştirmeniz gerekecektir.


Pandemi bizi birbirimizden uzaklaştırıyor gibi görünse de bu dönemde insanın insana olan ihtiyacını, etkisini, sorumluluğunu çırılçıplak ortaya çıkarıyor. Bu bilincin ışığıyla yaşamanın değeri, niteliği gittikçe artacak önümüzdeki günlerde, yavaş yavaş alıştıralım kendimiz.


0 views0 comments