• DenizCan

En Az Üç Çocuk Ve Ekonomik Kriz

Gelir kaynakları ağırlıklı olarak tarımsal üretime ve zanaatkarlığa bağlı olan toplumlarda ailenin büyük ve kalabalık olması değerlidir.


Tarımsal üretimde ve hayvancılıkta fiziksel kuvvet ile üretim yapıldığında, zanaatkarlıkta mesleğin aktarılarak sürdürülmesi gerektiğinde her zaman alttan gelen kuşak sağlam iş gücü anlamına geliyordu. Sağlıklı doğan, büyüyen her çocuk bir şekilde ailenin geçim kaynağına katkı oluyordu.


Bu nedenle kırsalda kadının çok çocuk doğurması, ailenin genç ve kalabalık nüfusa sahip olması toprağın işlenmesi, ürünün toplanması ve işlenmesi için zorunluluktu. Her bir aile üyesinin göreceli olarak ekonomik değeri vardı. Bu değer çocukların psikolojik gelişimi ve duygusal katkısının üstünde yer alıyordu. Yani bir çocuk fiziksel olarak ne kadar sağlıklı, kuvvetli ise o kadar değerliydi, psikolojik gelişim üzerinde durulmazdı. Araştırmacılar buna çocuğun ekonomik değeri diyor.


Zamanla tarımda makineleşme ve sanayileşmeyle birlikte çocuğun ekonomik değeri azaldı ve eğitim düzeyiyle birlikte psikolojik, duygusal yapısı daha önemsenen bir durum halini aldı.


Bu ilk başta mutlu son gibi görünse de, ailelerin bu konuda bilinçlenmesi ve bir çocuğun yetiştirilmesindeki etkilerinin farkında olması anlamına geliyordu. Bu ise evden kopuk çalışan ebeveynler için ağır bir yük oluşturuyordu. Günümüzde hala öyle.

Böylece kurumsal yapılar ve uzmanlar devreye girdi. Özel okullar, gündüz bakım evleri, farklı ekollerden gelen kreşler, profesyonel bakıcılar bu durumun uzantıları olarak hayatlarımızda yer etmeye başladı.


Bununla birlikte çiftler çocuk sayılarının azaltmayı tercih ettiler. Çok çocuk çok fazla duygusal, eğitimsel, psikolojik ilgi demek anlamına geliyor. Bu da her bir çocuk için ekstra bütçe demek.


Bu şekli ile çocuklar ekonomik faydası olan değerlerken ekonomik kısıtlılık yaratan değerler haline geldiği için tek ya da iki çocuklu aile yapısı gittikçe arttı.





Günümüz iktidarı çok uzun yıllardır en az üç çocuk politikası ile ilerliyor. Bunun için ekonomik yardım, teşvik gibi uygulamalarla sıkça karşılaştık.


Bu politikalar bir açıdan işsizliğin üzerini örtüyordu. Özellikle kadının üç çocuk doğurup evde kalması, çocukları büyütmesi belli ölçüde kadın işsizliğini gizliyor, iş piyasasında yer alma, hak arama durumunu üstü örtülü bir şekilde erteliyordu.


Üniversite mezunu birçok kadın işsizlikle yüzleşmek yerine evde oturup çocuk bakmayı daha mutluluk verici yaşam kaynağı olarak görmeye başlamıştı. TÜİK tarafından yapılan toplumsal mutluluk araştırmalarında çıkan sonuçlar bunları gösteriyordu.


Şimdi geçim sıkıntısı arttıkça kadınların evde oturup çocuk bakma mutluluğu da baltalanmaya başladı. Evde çalışmayan her bir üye yük olmaya başladı. İş bulamıyorlar o ayrı bir durum. Böylece üç çocuk doğurup kadınlığını evde sultan gibi sürdürme dönemi de sonlandı.


İktidara duyulan güven ve onun teşvikleri ile üç ve daha fazla çocuk doğurmuş aileler için krizin boyutları çok daha ağır hissediliyor. İktidar üç çocuk politikasında ısrarcı iken o nüfus için gereken alt yapıyı (iş kaynaklarını) sağlamadan içinde bulunduğumuz ekonomik sürece geçiş yaptı. Aslında 2009’dan başlayarak ısrarla bugüne kadar sürdürülen politikanın birdenbire hızlanmış versiyonuna geçilmesi de tükenmişliğin telaşını gösteriyor.


Üç çocuk isteğine uyan ailelerin çocuklarının yaşları bile çalışmaya uygun değil. Bu aileler için bugünkü kriz vaat edilen toprakların mutluluk getirmediği anlamına geliyor.


Her ne kadar iktidarın yüzde 30’lardaki oy oranını koruduğundan söz edilse de, kendilerine özgü ekonomi politikaları orada sessiz sedasız anneliği ve ev kadınlığını baş mutluluk kaynağı olarak gören kadınları da derinden sarsıyor.


Bu aynı zamanda, erkek egemen aile yapısındaki erkeğin de gücüne duyduğu güvenin dolaylı sarsılması anlamına geliyor. Gelir yetersizliği ve işsizlik demek eşine, çocuklarına bakacak güç kaynağını yitirmesi anlamına geliyor.


Burada erkek ve kadının içinde bulunduğu sorunlu durumdan sorunsuz bir farkındalıkla uyanacağını beklemek anlamsız bir hayal olur.


Bu bizim toplumumuz için otoritesini sürdürmek isteyen erkek için şiddet davranışı, mutluluğunu korumak isteyen kadın için daha kapalı daha çok ezildiği bir yaşam demek.


Bu tablo aile içi ve kadına yönelik şiddeti daha fazla arttırmadan önce, krizin bitmesini beklemeden müdahale edilmesi gereken bir alanı gösteriyor.