• DenizCan

Farkındalık ile dayatılanın farkında olmak

Bireyi mükemmelleştiren, idealleştiren bir sistemin size vereceğinden çok alacağı vardır. Birey ne kadar güçlü gösterilirse o kadar çok sorunu çözmesi beklenir. Oysa birey olmak bundan çok farklı bir yapının işaretidir: Ne güçsüz ne güçlü, ne sömürülen ne sömüren, ne maruz bırakan ne mağdur olan

Son döneminin popüler konuları arasında farkındalık var. Kişisel gelişim, psikoloji, meditasyon, nefes gibi konulara ilgi duyuyorsanız farkındalık olarak adlandırılan sistemden haberdar olmamanız mümkün değil.


Özellikle sosyal medya üzerinden bu konularla ilgili başlıkları, bu konularla ilgili kişilerin hesaplarını takip ediyorsanız farkındalıklı yaşam üzerine birçok tanıtım, birçok çalışmayı görmeniz muhtemel. Hatta bunu uygulamaya dönüştürmüş, ücretlendirmiş yazılımlar var.


Yazılımları telefonunuza indirip bu temel üzerinden hazırlanmış çeşitli yazılara ve yönlendirmeli çalışmalara belli bir ücret karşılığı sahip olabilirsiniz.


İlk bakışta çok hoş görünen bu tarz ile biraz ilgilenmek, doğruluğuna hemen inanmak yerine bir parça durup düşünmek gerekebilir.


Bu tür uygulamaların birkaç açığı var ki, aslında ait oldukları sistemin temel dinamiğine tamamen ters bir durum yaratıyorlar.


Önce şunu sormak gerekiyor: Bir kişi bu tür bir egzersize, uygulamaya neden ihtiyaç duyar?


En iyi şekilde bütünleşme, tamamlanma ve kendini anlama isteği içindedir. Daha derinde yaşamındaki bazı kişisel, duygusal problemlerini çözme arayışı içindedir. Bu problemler ise en basit haliyle kişinin karşıdaki ile tam olarak yakınlaşma, anlaşılma, iletişim kurma isteğinin yerine gelmediğinden doğuyor. Bu hâl giderek arttığında kişinin kendi benlik algısında, ilişkilerinde azalan, bozulan ve doyumsuzluk tatminsizlik yaratan bir duruma dönüşüyor.


Peki, kişi bunlara çözüm ararken mekanik, karşılıklı bir iletişimin olmadığı bir platformda ne kadar verimli, sağlıklı bir iyilik haline ulaşabilir?


Ruhsal, düşünsel, duygusal iyilik arayışında olan bireylerin öncelikli ihtiyacı karşılıklı iletişim, anlaşılma, kabul edilme ve fark edilmedir. Terapistler, danışmanlar öncelikli olarak bunu yerine getirir, ki bu iyileşme sürecinin yapı taşıdır. Bu işi yapan insanların iletişim biçimlerinin bu anlamda yapıcı olması beklenir. Bu danışmanlarda aranan özelliklerin başında gelir.

Doğal olarak hikâyenizi anlatamadığınız, duygularınızı ifade edemediğiniz bir uygulama içinde aradığınızı bulmak pek mümkün görünmüyor. Aksine bu tür bir uygulama sizin çözüm aramak için dışarı çıkmanızı, iletişim kurmanızı, öğrenmenizi engelleyebilir. Daha vahim olarak da farkındalığınızı yükseltmek yerine azaltabilir.


Neden?


Kişi kendini ancak bir başkasında görüp yorumlayabilir, anlamlandırabilir. Bir başkasında tanıyabilir. Bir başkasında fark edebilir. İlişki içinde kurulan bağ, yaşanan olaylar, dinamikler bizi bize anlatanlardır. Bir yerden, bir kişiden, bir durumdan aldığınız etkiyi kendi başınıza çözemediğiniz zamanlar da fark ettirilmeye ihtiyaç duyarsınız. Bu ise o özel durumun içine bir uzmanla, bir yönlendiriciyle girmekle, o alanda güvenli adımlarla ilerlemek ile sağlanır.


Tek başınıza, karşınızdaki kayıtlı ses ile bunu yapmaya çalışırsanız geri bildirim almaktan ziyade yaptığınız içinde bulunduğunuz duygularınızı yüceltmek, onurlandırmaktır. Bu bazen kendine acıma, bazen kendin için üzülme bazen de sonuna kadar haklı olduğuna inanmaktır. Zaten tüm sorun kendimize sadece kendi gözlerimizle bakmaktan çıkmıyor mu?


Karşımızdakini anlayamadığımız, karşımızdakine anlatamadığımız ya da anlaşılır olamadığımız için uzlaşamıyor, çözüme ulaşamıyoruz. Üzerine çözüm arayışımız bunlarla bir araya gelince iyice karmaşık bir durumu kendi ellerimizle örmüş oluyoruz.

Farkındalık aslında Budist geleneğin, öğretinin bir parçası. Güçlü de bir teknik. Fakat içinde bulunduğumuz yaşam koşullarına ne kadar uyumlu olduğu ayrıca sorgulanması gereken bir teknik. Fark etmek size değiştirme gücü vermiyorsa, nasıl değiştireceğinize dair bir "farkındalık" sunmuyorsa sizi daha pasif daha agresif daha depresif bir hale getirebilir. Tüm bu etkilere maruz kalmamak için inanmadan, başlamadan, kapılmadan önce sorgulamanız düşünmeniz gerekebilir.


Ayrıca bu uygulamaların sizi taşıyabileceği farklı bilinç düzeyleri, bakış açıları var. Ama nereye taşıdıkları ise ayrıca sorgulanmalı. En çok vurgulananlar arasında "kabul etmek", "içselleştirmek", "kontrol etmeyi bırakmak" var.


Kabul etmek, başlı başına durup düşünülmesi gereken bir kavram. Bir durumu kabul ettiğinizde eğer ki, oluşan duygu yeniden deneme, çözüme ulaştırma isteği değil ise kabul ettiğiniz açı, yanlış açıdır. Yeniden denemek derken kastettiğim aynı kişiyle aynı olayı denemek değil. Yeniden denemek aynı isteği aynı arzuyu belki de başka bir kişi ya da yol ile hayata geçirmek.


İçselleştirmek yine ayrı bir kavram. İçine işlemesini kabul etmek gibi kullanılıyor. Neyin sizin içinize işlemesini kabul etmek iyi ve yapıcıdır? Çok basit haliyle, şiddeti kabul etmek ve içselleştirmek sizi neye dönüştürür? Ya bir şiddet yanlısına ya şiddet mağduruna.


Kontrolü bırakmak apayrı bir şey. Kontrol etmeye çalıştığınız kendi hayatınız iken bunun kontrolünü bırakmaya yönlendirilmek, bunun rahatlık getireceğine inandırılmak aslında insan hayatını engelleyebilecek bir duruma işaret ediyor. Ve evet, kabul etmemiz gereken bazen kendi varlığımızı sürdürebilmek için ya da bir değeri yaşatmak, bir amacı gerçekleştirmek için bazı zamanlar kendimizin dışındaki olayları, kişileri kontrol etmeye ihtiyacımız olduğudur. Bu bazen bir çocuğu, bazen bir eşi, bazen bir arkadaşı, bazen de yanınızda çalışan gibi ilişkide olduğumuz kişileri kontrol ederiz. Belki olmaması gereken ama hayatımızda olan bir şey. Bunu kabul etmek kendi eksiklerimizi ve içinde bulunduğumuz koşulları görmektir.


Başkalarının kontrol ettiğinizi kabul ettiğinizde içselleştirdiğiniz insanlığın mükemmel olmadığıdır. Bu ise sağlıklıdır, normaldir. Bu noktadan sonra neyi kontrol ettiğinizi ne kadar kontrol ettiğinizi ve ne kadarını azaltabileceğinizi düşünebilirsiniz, değiştirebilirsiniz. Önce kabul edilmesi gereken kendi doğamız, kendi yapımızdır.


Bu yapıyı idealleştirmek, mükemmelleştirmek için eksik kusurlu görülen davranışları azaltma çabasına girmek bireyi toplumdan, ilişkilerinden soyutlamaktır. Negatif gibi duran her durum, her duygu belirli sınırlar içinde kaldığında bireyi insanlaştıran, mükemmellikten uzaklaştıran bir anlam taşır.


Bireyi mükemmelleştiren, idealleştiren bir sistemin size vereceğinden çok alacağı vardır. Birey ne kadar güçlü gösterilirse o kadar çok sorunu çözmesi beklenir. Oysa birey olmak bundan çok farklı bir yapının işaretidir: Ne güçsüz ne güçlü, ne sömürülen ne sömüren, ne maruz bırakan ne mağdur olan. Hepsinin dışında, hepsinin ortasında bir yerde konumlanır bireysellik. Doğru yorumlanabilir, doğru anlaşılabilir, dengelenebilirse bireyselleşme muhteşem bir toplum yaratabilir.


Birey olmak, bireyselleşmek toplumsal, iktisadi ve sosyalleşme düzeninden ayrı değildir. Olamaz. Bu nedenle bu yaklaşımların en ağır etkisi yaşamındaki tüm sorunların kaynağı, çözüm aracı olarak bireyin kendisini görmesidir. Oysa, birey toplumun toplum bireyin parçasıdır. Etkileşim de değişim de ancak birlikte, karşılıklı olduğunda anlamlıdır.


Birey sorunların çözümü için iç dünyası kadar dış dünyayı da değiştirmenin sorumluluğunu alabilecek güçte olabilmelidir. Ki bu da bizi, anlık zevkten anlık keyiflerden uzaklaşmak zorunda olduğumuz gerçeğin verir.

2 views0 comments

Recent Posts

See All