• DenizCan

Yalı Çapkını İnceleme: Bölüm 5

Beynimize kazınan “Gerçek bir hikâyeden uyarlanmıştır” notunu yine tüm bölüm boyunca beyinlere kazıdılar. Bunun vurgulanması neden bu kadar önemli?


Dizinin inandırıcılığı için mi? Yoksa bu tarz yaklaşımlar, bu olaylar çok sık yaşanmadığı için mi?


Bölümdeki toplum algısını yönlendiren mesajlardan önce bir konuya değinmeden geçmeyeceğim.


Dizi piyasası koşulları içinden baktığımızda neredeyse her dizi izlenmeye değer bulunduğu anlaşıldıktan sonra bölümler yayılmaya, konular uzatılmaya başlıyor. Bu bölümde de kurgu sıradan, bildik bir girdabın içinde yayılmıştı. Bütün dizi boyunca bir önceki bölümden tahmin ettiğimiz, yaşanacağını anladığımız ve beklediğimiz olayları izledik. Ve final sahnesinde de bir bölüm sonra neler olabileceğini de tahmin etmek hiç güç değil.


Bu bir dizi yapımcılığı tarzı, başarısız bir tarz da değil. Belirli bir insan grubunun izlemeyi sevdiği, bir anlamda bağlanma duygusunu tatmin ettiği diziler. Konu bildik tanıdık, olaylar bildik tanıdık, dizi eleştirmeye açık böylece izleyici dizinin konusuna benzer olaylar yaşamasa da kurguya ve akışa dair kendini güçlü, zeki ve öngörülü hissediyor. Diğer yandan ise izleyici konuya bu kadar hâkim olunca da diziyle arasında bağlanma duygusu gelişiyor. Böylece izleyici hiçbir katkısı olmadığını bildiği halde üç, dört saatini sıkılmadan ayırabiliyor.


Bir kişi bildiği ve tahmin ettiği bir konu üzerinden ekrana dört saat bağlı kalırsa, bu hayatında neleri azaltır? Neleri tatmin olmadığı halde tatmin olmuş hissiyle donatır ve gerçek tatminden uzaklaştırır?


Bu soruları burada bırakıyorum ve bölüm içi akışa geçiyorum. Yanıtları sizde saklı. Yanıtlamanız da sizin hayatınız için anlamlı.

Beşinci bölüm Seyran’ın içine düştüğü karmaşa ve açmaz ile başladı. Bölümün neredeyse ilk yarısının tamamında iki kız kardeş kendi başlarına hareket ederek her şeyin daha da kötü olmasına neden oldu.



Seyran’ın ablasının odasında oturdukları sahnede her ikisi de kendi “kader” ve “kısmet” durumlarına ağlamaya meyilli görünüyor. İki mağdur kardeşin arasındaki soğukluk bu odada gideriliyor. Mağduriyet onları yakınlaştırıyor. Bu bölümde ilk kez Seyran evliliğinin ilk gecesinde “metresi” ile tanıştırılmasını dramatik bir olay olarak anlatıyor. Bunu dizi başladığından itibaren ilk kez görüyoruz.


Bu sahnedeki diyalogdan anlıyoruz ki, Seyran’ın güçlü bir karakter olduğuna inanmamız şart. Seyran’ın güçsüzlüğünü kabul etmemiz gerekiyor. Görücü usulü ile istenmediği bir evliliğe razı olmuş, ailesine hiçbir koşulda hayır diyememiş Seyran var karşımızda ama ablası kardeşini hiç tanımıyor gibi. Hatta abla evde hiç ezilmemiş gibi bir çıkış yapıyor bu sahnede, metresi ile tanıştırıldığını öğrendiğinde abla kardeşine hiddetlice “Soramadın mı hesabını?” diye soruyor.


Seyran onun hesabını soracak güçte olsaydı evlenir miydi? Abla bu kısma hiç girmiyor.

Hafiften bölümün temasına giriş yapıyoruz. Acaba olan biten de kadının hiç suçu yok mu?



Rızası mı var Seyran’ın?


İsteği arzusu mu var Seyran’ın?


Seyran o hesabı niye soramadı?


Küçük bir şüphe yerleşti yine zihinlere. Zaten diziyi izleyen büyük çoğunluk kadına şiddete öfkeli, bir de başına gelene hesap soramayan Seyran var.


Abla da bunun için öfkeleniyor ve Seyran’a çıkışıyor.


Kadın dediğin mağdur olduğunda dahi acısını yaşamamalı, şoka girmemeli anında atak davranıp bir hesap sorma işine girişmeli.


Kadın güçlü olmalı.


Bu beklenti ve yol haritası tanıdık geliyor mu? Günlük ilişkilerde de, evde de, işte de kadından beklenen bu değil mi?


Abla öfkesini bastıramıyor. Sormaya devam ediyor Seyran’a:


“Kim bunlar? Sana bunu yapıyorlar, bana bunu yapıyorlar, kim bunlar?”


Aslında o kadar da güçlü ve haklı değiller, hesap sorulabilecek insanlar.


Gerçek hayatta da ezilen kadınlar arasındaki diyalog böyle mi gidiyor, emin olamıyoruz. Kafalarımız karıştı yine, acaba kadın gücünü göstermediği için mi bunlar geliyor başına?


Var bir durum kadında ama henüz bu bölümde çözemedik.


Bölümde bolca kötü, fiştekçi, gizli işler çeviren güvenilmez kadın imgesini de görüyoruz.


Bunlardan ilki İfakat.


Kocasının erkek kardeşiyle seks yapan İfakat’ın ilişkisine yine kısadan tanık oluyoruz.


Farkında mısınız, İfakat pek de sevilecek bir tipte de değil aslında sürekli anlayışsız, kendi otoritesi üzerinden agresif davranışlar sergileyen, Halis Ağa’nın göz bebeği olmaya çalışan bir kadın.


Kötü kadın İfakat.


Bir de bu yetmez gibi, kocasının erkek kardeşiyle de o büyük ve şaşalı ailede, namusuyla tanınan ailede, soyadı ile neredeyse tüm Türkiye’de saygı gören ailede bunu yaşıyor. Hatta yaşadığı yetmezmiş gibi aldatılmasına vesile olduğu kadına da kafa tutuyor, onun ilişkilerini de yönetmeye çalışıyor. Bunu yaptığında da Ferit’in annesinin dünürünü eve çağırmak istediği sahnede görüyoruz.

O sahnede birden Halis Ağa giriyor sahneye ve İfakat’ı susturuyor. Mağdur kadın Gülgün’ü koruyor ve onun isteğinin olmasına izin veriyor. Böylece güçlü, iktidar sahipli, kudretli erkeğin adaleti ile mağdur ve kandırılan kadın korunabiliyor. Bu bazı siyasi otoriteleri hatırlatıyor mu size? Gerçek hayatta böyle bir siyasetçi var mıydı?


Otoriter erkek gelmese iki kadın orada ortalığı karıştıracaklardı. Zaten Gülgün ve İfakat’ın didişmesinden dolayı eve gelecek erzak konusunda işler karıştı. Başına buyruk davranan kadın evin bolluk bereketine de zarar veren konuma sokuldu.


Kışlık erzak bir anlamda bolluk berekettir değil mi? Mutfak bolluk berekettir bizim kültürümüzde. Mağdur da olsa başına buyruk davranan, sormadan hareket eden kadın tüm bunlarla ilgili sorun yaratabiliyor. Bunu görüyoruz, öğreniyoruz.

Birden anlayamadığımız gergin bir sahneye tanık oluyoruz. Mutfakta aşçılık yapan Şefika artan iş yükü altında ağlamaya başlıyor. Bakın şu namussuz İfakat ile başına buyruk davranan Gülgün’ün yaptığına! Emekçi kadının da üzülmesine, ezilmesine, yorulmasına sebep oldular.


Kadınlar kötü olaylara sebep olmaya devam ediyor dizi boyunca. Bu kötü olaylar bir bölüm önce ablanın düşüncesizce Seyran’ın eski sevgilisine haber vermesiyle başladı bu bölümde de Seyran’ın gidip eski sevgili ile buluşması ile devam etti. Seyran ve abla da Gülgün gibi başına buyruk davranarak sorunlara yol açıyor.


Fakat erkekler oldukça şefkatli ve sorun çözücü olarak beliriyor dizide.


En ahlaksızı bile kadını mutlu ediyor. Ferit’in babası Orhan, İfakat ile yalnız kalmak için evden herkesi gönderiyor.


Halis Ağa hem iki kadın arasındaki sorunu çözüyor hem yıllar önceki aşkı, tutkusu Hattuç karşısında yumuşak, şefkatli, düşünceli bir erkek oluyor.


Geçen bölüm çocuğu olmayacağı için eşiyle birlikte üzülen, ağlayan Ferit’in abisi bu bölümde Seyran’ın ablasına karşı yumuşak ve güler yüzlü yaklaşıyor. Seyran’ın ablasının tebessümüne neden oluyor.


Bir başka karakter Ferit’in çıraklık yaptığı o sert, en ufak hata da atölyeden kovan usta bu bölümde Ferit’in elinin yaralandığını görünce birden şefkatli, yumuşak ve koruyucu bir ustaya dönüşüyor.

Diğer tüm erkek karakterler doğru yolda, kadınlar sorun çıkaran iken Ferit neler yapıyor?


Birçok izleyici Ferit’in bölüm boyunca bağırdığını, şiddetli olduğunu düşündü. Oysa alttan gelen mesajı kimler gördü, merak ediyorum.


Ferit bu bölümde diğer erkek oyuncuların da yardımıyla haklı olarak öfkelenen ama aslında iyi ve koruyucu erkek rolünün ana akımıydı.


Sırayla bakalım:


Seyran’ın eski sevgilisi kapıya geldiğinde Ferit koruyor.


Seyran’ı ablasıyla görüşmeye Ferit götürüyor. Yardımcı olan Ferit.


Seyran ile ablasını birlikte dışarı çıkarıyor, baba ve haladan izin alıyor. Kadınlara yardımcı olan Ferit. Onların özgürlüğünü destekleyen Ferit.


Seyran’ın yeniden eski sevgilisi ile görüştüğünü öğrenmesine rağmen gece öfkeden uyuyamadığı halde Seyran’ın üzerini örtmeyi ihmal etmiyor. Yine koruyucu, şefkatli Ferit.


Ferit’i bir noktadan sonra sinirlendiğini görüyoruz. Fakat bu bölüm o kadar çok kadınların başına buyruk, düşüncesizce davranışlarıyla kargaşaya, tartışmaya tanık olduğunu gördük ki, Ferit’in öfkeli olması, delirmesi koltukları tekmelemesi, hatta son sahnede eski sevgiliye vurması haklılık kazanıyor.


Dizinin bir yerlerinde Seyran sanki Ferit’in şiddetinden korkuyor gibi görünse de aslında bir yandan da yanlış tanınma korkusu olduğunu görüyoruz. Şoföre “aslında ben böyle birisi değilim, lütfen Ferit’e söyleme” diyerek yalvarıyor. Seyran’da kendini hatalı buluyor. Bu da Ferit’in öfkesinin haklılığı anlamına geliyor zihinlerde.


Bu arada Pelin, Ferit’in evden gitmesini istemiyor ama oldukça ısrarcı oluyor. Bunun üzerine Ferit, Pelin’e diyor ki “Şu an çok sinirliyim, canını sıkmak istemiyorum” diyor. Ferit’in bu sözleri üzerine Pelin “Benim canımı yakmak sakinleştirecek mi seni?” diye soruyor. Oysa Ferit şiddetten bahsetmedi, “Canını sıkmak istemiyorum” dedi.


Erkek sinirliyken şiddet uygular mesajını da böylece aldık. Zaten böyle değil mi, buna inanmıyor musunuz?


Bütün dizi boyunca ortalık karıştıran, bilmediği halde boyundan büyük işlere kalkışan, fiştekleyen, düşüncesiz davranan kadınların yarattığı sorunlara karşılık erkeklerin aslında koruyucu, şefkatli yaklaştığını ve artık dayanılmaz bir noktaya geldiğinde öfkelendiğini izledik.


Hiç mi kötü erkek yoktu?


Evet, vardı tabii ki, olmaz mı!

Seyran’ın babası dizinin en başından itibaren kötü erkek karakterini oynuyor. Kadınlara hem saygısız hem eziyet ediyor. Zaten çalışmıyor, bedava yaşama peşinde. Bir de içten pazarlıklı, yalaka bir adam bu baba. Nasıl oluyorsa, kadına şiddet uygulayan erkekte bu karakter üzerinden gösteriliyor.


Diğer kötü karakter ise Seyran’ın peşini bırakmayan eski sevgili. O da saygısız ve ısrarcı bir yapıyla tam alevlenecek bir aşkı, düzelecek bir ilişkiyi bozan ve Seyran’ı dinlemeyerek ona mesajlar atan bu anlamda tacizci bir erkek karakteri gösteriyor. “Ben bitti demeden bitmez” gibi şiddet cümlelerini de bu erkeğin ağzından duyuyoruz.


Özetle bu bölümde eksik etek kadınlara karşı iki ayrı erkek tipi gördük: Bir taraftaki erkek aslında iyi kalpli, hatalarına rağmen seven ve koruyan en sonunda kadının akılsızlığı ile şiddete başvuran diğer taraftaki erkek kötü ve karakterinden dolayı şiddet uygulayan erkek.