• DenizCan

Yalı Çapkını İnceleme: Bölüm 7

Bölüm sansasyonel olaylarla giriş yapıyor, eski sevgilinin Halis Ağa’nın yanında bulunması ile başlayan bölüm girişinde eski sevgilinin de diziye yavaşça dahil olacağını öğreniyoruz. Bu durum hem Ferit’i hem Seyran’ı köşeye sıkıştıran bir olay olarak girişte yer alıyor, aslında bundan sonrasında bölüm içinde Ferit’in ve Seyran’ın yakınlaşmasını açıklayabilir.


Ancak Seyran ile Ferit’in yakınlaşmasının kaynağının ne olduğuna dahi herhangi bir atıfta bulunulmuyor. İzleyici bu ikilinin neden birdenbire yakınlaştığını anlayamayarak karakterler arasındaki ilişkini samimiyetine geçiş yapıyor. Sahi, gerçek hayatta da ilişkiler de insanlar tesadüfen mi yakınlaşır?


Aslında, yakınlaşmak için büyük ölçüde ortaklaştıran yaşantılar, istekler ve hayaller olması gerekir. Ancak böyle bir ilişki dostlukla, arkadaşlıkla yürüyebilir. Başka bir deyişle aşıklar birbirine tamamen zıt değil, benzerdir. Fakat bizim dizide izlediğimi karakterler neredeyse birbirine tamamen zıt iki karakter.




Peki, aşkı bu kadar zıt karakterler arasında görmenin gidebileceği en uç nokta nedir? Tabii ki, homofobik yaklaşımlar. Aşk zıtlıkların birliği olduğunda o zaman siyah ile beyaz, kadın ile erkek arasına sıkışır. O zaman homoseksüeller arasında aşk olma ihtimali kalmaz ve bir sapkınlık olur.


Bir de buradan bakmak gerekir belki karakter yakınlaşmalarına… Gerçek yaşamda da zengin oğlan fakir kız aşkına dahi tanık olabiliriz, mümkündür ama bu iki zıt yapı dahi altta duygusal temelde bir bağlantı ortaklık bulur kendine yakınlığa neden olan.

Dizideki tüm replik ve gösterimler ısrarla aşkı sadece iki cinsiyet içinde tutmaya ve öyle olduğunda aşk olduğuna inandırmaya eğilimli.


Bu bölüm temel olarak daha önce yazdıklarımı farklı karakterler üzerinden pekiştiren olaylarla ile doluydu. Öğretilmek istenen tekrarla zihinlere iyice kazınsın istenir gibi… Bunun en güzel örneği spor salonundaki Ferit ile flört etmeye çalışan genç kadında beliriyor.


Geçen bölümlerden hatırlanırsa kız ilk olarak Ferit’e yakınlaşıyor ve bunun içinde telefon numarasını almak için kendini arama numarası yapıyordu. Ferit de bu numaranın farkına vararak kızı engelliyordu. Bu bölüm aynı kız yeniden, Ferit’in karşısına geliyor ve flörtleşmek istiyor. Ferit kızdan uzak duruyor. Buraya kadar olan kısımda herhangi bir sorun yok. Kadın ve erkeğin doğal yakınlaşma ve yakınlaşmaktan kaçınma isteği diyebiliriz. Tabii burada Ferit’in “Ben evliyim, evli olmasam da seninle işim olmaz” repliği oldukça çarpıcı. Gündelikte bu tür konuşmaları çok duyuyoruz, ancak bir erkeğin bir kadına “seninle işim olmaz” demesine neden olan nedir, bunu düşünmek gerekmez mi?


Neden sadece “Senden hoşlanmadım”, “İlgimi çekmiyorsun” ya da “Seninle ilgilenmiyorum” demiyor da, “Seninle işim olmaz” nitelemesi giriyor?


Acaba Ferit onu fiziksel olarak mı beğenmedi, yoksa hani bir erkeğe flört etmek için yakınlaşan kadını mı beğenmedi, bunu pek anlayamıyoruz yine. Yeniden nedenin ne olduğunu bilmediğimiz bir hale seyirci kalıyoruz ki, bu neden büyük ihtimalle kadının aşırılığına yorulma ihtimali oldukça açık duran bir tabloya doğru çekiyor.


Zaten kadının bir erkekle flörtleşmesinin pek de uygun karşılanmadığını bu genç kadının sevgilisinin ağzından dökülen sözlerde duyuyoruz. Sevgilisi kadına “fingirdeşiyorsun” diyor. Kadın yine inkarcı olarak geliyor karşımıza ve “Ben fingirdeşmem” diyor, ama ne yazık ki, eklemiyor “flört ederim” diye, “O bana asılıyor” diyor. Yine yaptığının sonunu düşünmeyen yalancı, aldatıcı ve “fingirdeşen” bir kadın imajı ile karşıyayız. İzleyici burada da öfkelenmeye doğru ilerliyor. Kadının yalancılığına sinirlenmemek mümkün mü? Zaten sevgilisi de hiç durmadan soluğu Ferit’in karşısında alıyor ve tatsızlık başlıyor, en sonunda fiziksel kavgaya kadar gidiyor iş. Burada yine söz dinlemeyen kadın olarak Seyran’ı görüyoruz. Ferit, Seyran’a gelme diyor ama Seyran yine kavganın olduğu yere geliyor. Tabii ki, Ferit haklı çıkıyor çünkü diğer erkekler bu durumda Ferit’e erkekliği üzerinden yükleniyor. Kadın kısmının erkek mücadelesinde yeri olmaz, olursa işler daha da karışır. Bunu görüyoruz. Böyle bir sahneyi yıllar önce Selvi Boylum Al Yazmalım filminde de görmüştük. İzleyenler hatırlar, orada da kadın kocasının işi için konuşmaya gittiği için dönüşe olmayacak bir ayrılığa neden olmuştu. Yine eksik akıl kadın işleri karıştırmıştı!


Ne acı ki, bunca yıl geçmiş olmasına rağmen kadın hala aynı “eksik akıl” olması şeklinde yer alıyor ekranlarda, bu şekilde buluşuyor ya da buluşturuluyor seyirciyle…



Bu bölümde yine kötü kadınlar birisi Pelin yine fiştekçiliği ve yalancılığıyla ile izleyicinin karşısına çıkıyor. İlk defa Pelin’in bu ilişkiden dolayı üzüldüğüne tanık oluyoruz, ilk defa Pelin’in çaresizce sevdiğine tanık oluyoruz. Belki bir kesim izleyici Pelin’le buradan duygusal bağ kuracak ama, ne yazık ki kurulamıyor bu bağ. Bir sonraki sahnede Pelin’i Ferit’e yalan söylerken görüyoruz, hem de dizinin izleyici tarafından en çok sevilen karakteri Seyran hakkında hem de tam yakınlaşmaya başlamışlarken aile birliğini bozacak bir yalan. Pelin yine kimsenin gönlüne giremedi, kötü karakter olarak kalmaya mahkûm oldu.


Buradan sonrasında biraz erkek figürüne değinmek istiyorum. Seyran’ın babası Seyran’ı hasta görünce şefkatli bir baba oluyor. Her ne kadar dizinin bazı bölümlerde ablasını dövecek olmaya yeltenmesi, yine ileri geri bağırmalarını görsek de Seyran ve ablasının aldığı eğitime bakınca babayı takdir etmemek mümkün mü?


Kadın kimliğini bu kadar görmezden gelen, baskı altında tutan ve şiddet eğilimini gerçekleştiren bir baba nasıl oluyorsa kızlarının hiçbir eğitimini eksik etmemiş. Bu kızların üniversiteye gitmediği gerçeğini göz önünde bulundurursak kızlar evde sürekli eğitim almış olmalılar. Piyano, Fransızca, masa tenisi, ustaca çizimler… Hiç şiddet görmeyen, baskı altında tutulmayan birçok genç kadında, yetişkin kadında olmayan beceriler. Hatta üniversite mezunu olmayan birçok kadında bile bu kadar geniş yelpazede bir eğitim olduğundan söz edemeyiz. O zaman baba ne kadar kötü olursa olsun, muhafazakâr aile yapısında kadının dışarı çıkmasını kısıtlamak evde daha iyi bir eğitim almalarına olanak mı sağlıyor? İnanırsak okula gitmeye, okullaşmaya gerek yok, kadınlar evde pek güzel eğitim alabiliyorlar.


Burada başka bir ayrıntı daha var. Seyran’ın ablası bu kadar meziyete rağmen kahveyi döktüğü için belki de hayatına gelen en büyük aşk şansını, sınıf atlama şansını, lüks, konforlu yaşam şansını kaybediyor. Demek ki, kadının tek başına eğitimli olması yetmiyor aynı zamanda ev işlerinde de becerikli marifetli olduğunda kendisine doğru gelen, istediği fırsatları yakalayabiliyor. Bunu da üstü örtülü öğrenmelerimizin arasına ekliyoruz.


Zaten bu kötü baba bir yerde iyiliği olan bir baba, zihinlerimizde erkek şiddetine olan öfke ama “bak adam kızlarına gayet iyi bir eğitim aldırmış, donatmış onları” düşüncesiyle hafiften yumuşuyor olabilir mi? Oysa, kötü olanın iyiliğini bulup sevme zorunluluğu silinmeli bu dünyadan diye düşünüyor bir başkaları çünkü insan potansiyeli daimî olarak yapıcı ilişkiler kurabilecek kapasitededir.

Senarist bize biraz insaflı davranıyor. Bizi kötü babayı sevmekten ve onu iyi görmekten uzaklaştırıyor biraz, bunu da Ferit’in koruyuculuğu ile yapıyor. Ferit, Seyran’ın ablasını baba şiddetinden korur. Hatta korumanın üzerine daha da ekler, kızların özgürce dışarıya çıkmasına olanak tanır. Tabii, burada Seyran’ın ablası kendisine bu olanağı sunan Ferit’i bölüm sonunda öperek yine düşüncesiz, hesapsız ve ortalığı karıştıran kadın karakter olarak izliyoruz. Öz olarak, erkek kadının özgürleşmesini isteyip yardımcı olunca da kadın aklı başında durmuyor ve “fingirdiyor” bu şekilde de ortalığın karışmasına ve erkeğin güç durumunda kalmasına neden oluyor. Daha önce de yazdığım gibi, bu bölüm tekrar sahneleri ile kadın kimliğini bize öğretmek üzere biçimlendirilmiş gibi duruyordu.


Tabii, burada Seyran’ın duygularını anlayan Ferit ve koruyuculuğu ile Seyran’ın yakınlaşmasını izleriz. Bu bölümde Seyran, Ferit’e evlilikleri ile ilgili birkaç cümle kurar; “Hiçbir şey benim kontrolümde değil, ben ne denirse onu yaptım” gibi birkaç cümle sarf eder. Fakat bu durumun Seyran’ın iyi ve güzel bir hayata geçmesine de vesile olmuştur. O zaman kadının kontrolünü bırakması ve kaderine razı olması mı iyi ve sevildiği ortamlara geçmesine kaynak oluyor? Daha iyi ve daha güzel yaşamın kaynağı kontrolü bırakmakla mı mümkün görünüyor? Tüm dünyada kontrolün hızla yükseldiği bir düzene doğru giderken kadının mutluluğu akıntıya kapılıp gitmekten geçiyor, oldukça enteresan bir durumla karşı karşıyayız.


Yine bu sahnede Ferit’in girdiği olgun ve koruyucu erkek rolü sözlerinden de dökülüyor: “Etrafımızda bizi çok olumsuz etkileyecek sorun var, oturup bunları bile konuşamıyoruz” Sanırım Ferit birden büyüdü, aslında burada erkeğe dair iki kimlik veriliyor. Erkek yeri geldiğinde güçlü, sorumluluk sahibi, koruycu ve yumuşak olabiliyor bu haliyle de etkisi yüksek olaylar yaratıyor. Fakat, ne yazık ki, kadının etki yarattığı olaylar hep düşüncesizce, yalanla, fiştekle ortalığa döktüğü işler oluyor. Erkek bazen olgun bazen çocuk ama kadın hep çocuk hem akılsız.


Gerçekten böyle mi?





Aslında kadın ve erkeğin hormonal yapısı bunun tam tersine işaret ediyor ve tersi yönünde çalışıyor. Bu bölümde gerçek fizyoloji ve toplumsal yaşamla uyumlu değil. İçinde bulunduğumuz bir toplumda kadının kontrolünü bırakıp, içinden geldiği gibi davrandığı hallerde başına gelebileceklerin neler olduğunu bildiğimiz için, genel olarak kadın koruyucu, sahiplenici ve kontrolü yüksek olan taraf oluyor. Kadının sokulduğu bu kimlikle birlikte erkek kendi pervasızlığını özgürce yaşayabiliyor. Sanırım bu gerçek hayatla daha uyumlu, ama yine de ekranda sürekli okuyoruz: “Gerçek bir hikâyeden uyarlanmıştır”


Erkeğin sokulgan kimliğine Halis Ağa’nın eski sevdiceği kadınla konuşmasında da tanık oluyoruz. O her şeye esip gürleyen neredeyse önünde titreyerek durulan Halis Ağa, Hatice Hanım’ın aşkı ile yumuşacık bir erkeğe dönüşüyor, duygusallaşıyor. Ardından, hemen birkaç saniye içinde sertleşebiliyor. Oysa eril hormonlar da zihinler de tek uçludur ve duygular, durumlar, olaylar arasında çok hızlı geçiş yapamazlar. Bu yetenek daha çok kadınlara hormonları ve yaşam içindeki sorumlulukları ile gelir. Burada da dizinin gerçek yaşamdan koptuğunu görüyoruz. Yine gerçek cinsiyet kimliğine uymayan sahneleri, gerçek olarak izliyoruz.

Dizide bu bölümde Z kuşağı hitaplarına tanık oluyoruz. En belirgini Seyro, Fero oluyor. Yine gençlerin, sıkça kullandığı “boş yapma” sözü Ferit’in dudaklarından esprili olarak dökülüyor. Ferit ile Seyran gençler ile sıkı bağlar kurmaya devam ediyor. Tabii arka plandaki aile yapısını gözden kaçırmamak gerekiyor:


Tekne ile kahvaltıya gidecek kadar zengin, taytla spor yapabilecek kadar çağdaş; lüks modern restoranlarda yemekler kahvaltılarda zaman geçirmek, gece kulüplerinde eğlenmek hayatın bir parçası olan bir aile. Ultra lüks daireleri misafirlerine açan, rezidans hayatına alışık aynı zamanda da geleneksel el sanatlarını sürdüren, yalıda geleneksel aile bağları ile yaşayan köklü, zengin, kültürel değerlerine saygılı, bağlı bir aile var. Sanırım bu muhteşem aşkı yaşamaya hazırlanan gençlerin arkasında devrimci muhafazakâr bir ailenin güçlendirici etkisi var. Muhafazakâr diye bildiğimiz kalıpçı, yargılayıcı, cezalandırıcı aile yapısı ile bu aile yapısı arasında nasıl farklar var, gerçekten fark var mı, izleyerek öğrenmeye devam edeceğiz.