Hiç Bir Şeye Zamanım Kalmıyor! | Zamanı Yönetememekten Çıkmak
- DenizCan

- 2 gün önce
- 4 dakikada okunur
Zamanı Yönetememenin Altında Yatan Tükenmişlik
Çoğu insan son dönemde, yaşam temposunun istediği dışında düştüğünü ve hiçbir şeye zamanın kalmadığını söylüyor.
Bununla birlikte birçok insan çalışma, dikkat ve konsantrasyon konusunda kontrol kaybı yaşadığını fark ediyor. Bu noktada akıl biraz karışıyor, hafif bir panik ve endişe ile kaygı yaşanıyor: Neden eskiden yaptığım gibi yapamıyorum, diye kendine soran birçok insan var.

Özellikle iş yükü değişmeyen, günlük temposu her zaman yüksek olan kişiler de bu durum daha endişelendirici olabiliyor.
Böyle durumlarda, genelde şunu yaşıyoruz: Bazen bir şeyi yapmaya yönelik çok büyük bir istek varken başlar başlamaz bozuluyor ya da birden yorgunluk ve isteksizlik ortaya çıkabiliyor.
Bilimsel araştırmalar kadınların erkeklere göre zaman yönetimi ve işleri tamamlama da bu döngüye daha çok düştüğünü gösteriyor.
Burada çok önemli bir farkındalık anı var: Daha başındayken bozulan ve yetişmeyen, tamamlanamayan işlerde sorunu zamanı etkili ve verimli kullanmama olarak görülüyor. Ancak sorun tam olarak zamanda değil.
Duygusal dalgalanmalar, eksik kalan duygusal deneyim, karşılanamayan duygusal ihtiyaçlar daha çok gündemde demektir.
Bu yazı özellikle, zamanın yetişmemesi ve yaşama yöneltilmiş isteksizlikle ilgili. Gerçekçi bir yorumla belirtmek isterim ki, yazının ilgilendiği her iki durumda genel olarak kendileriyle ilgili değildir.
O halde, zaman yönetememek neden?
Gerçekte zaman yönetimini sağlayan otorite, güç, disiplin ve programlı olmak değildir. Bunlar tabii ki önemli, ancak iç dünya, duygusal durum ve duygusal dayanıklılık da önemli bir etki yaratıyor.
Çoğu zaman işlerin fazlalığı değil, duyguların eksik ve karmaşıklığı zaman yönetimi ve motivasyonu etkiler.
Duygusal doyum ne kadar yüksekse disiplinli ve odaklı olmak o kadar kolay ve elverişlidir.
Bu noktadan bakınca, duyguları düzenleme becerisi kadar duygusal destek, duygusal doyum gibi birçok konu zaman yönetimi ve hayata bağlılık konusunda oldukça etkili. Bilimsel araştırmaların bize bu gerçeği sunması bizim için son derece önemli.
Zamanı yönetme becerisini azaltan durumlardan, alışkanlıklardan başlayarak zamanı daha etkili ve verimli olmasını sağlayacak çözümlere odaklanmak motivasyon ve mutluluk üzerinde de önemli bir etki sağlayacaktır.
Tükenmiş Motivasyon Sorusu: Zamanım Neden Hiçbir Şeye Yetmiyor?
İş yükünün ve yaşam temposunun yüksek olması tabii ki zamanı yönetememek konusunda daha fazla hassasiyet ve ustalık gerektiriyor. Zaman yönetimi sorumluluklarımız, hedeflerimiz doğrultusunda zorlaşıyor. Bu bir gerçek.
Bu noktada bir soru devreye girebilir: “Çok yüksek sorumlulukları, çok yüksek yaşam tempoları olan zaman yönetimini nasıl başarıyor?”
Bu çok önemli bir soru, çünkü bazen zamanı yetiştirememekten dolayı bazı insanlar mental çöküş hissi dahi yaşayabiliyor.
Zaman konusunda sıkıntılar tamamen ortaya çıkmadan önce aşama aşama gelişiyor.
Zamanı Yönetememeye Sebep Olan Yaşam Alışkanlıkları

Zaman yönetimini engelleyen alışkanlıklar aşama aşama gelişiyor.
İlk aşama seçimler ve beklentiler ile başlar:
Çok yüksek hedefler koymak,
Her türlü işi, ilişkiyi olması gerekenden daha iyi ve daha doğru olmaya zorlamak,
Sınırsız çalışmak, çalışma zamanının belli olmaması
Dinlenmeye, sosyalleşmeye zaman ayırmamak,
Kendi ihtiyaçlarını gözetmemek
İlk başta kendi gücünüzü sınırlarını zorlama pahasına geliştirilen yaşam biçimi ve alışkanlıklarıdır. Burada en önemli durum sınır koyabilmek, hayır diyebilmek ve bu kadarını yapabiliyorum, demek. Sizden sürekli fazlasını talep etseler bile, yeri geldiğinde benden bu kadar diyebilmeniz.
Başka bir yandan siz kendinize bu kadar yüksek talepler koyuyorsanız bir yanınızda değerli hissetmek için hak etmeniz gerektiğini düşünen bir iç yanınız olabilir. Övülme, takdir edilme ve değerli olma hissini başardıklarınız üzerinden almanız gerektiğini düşünüyor olabilirsiniz.
Kontrol kaybına doğru giden ikinci aşama:
Bu noktaya gelindiğinde genel olarak zorlanma ve yorgunluk duygusu yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. Genelde buralarda yorgunluk fark edilir ve durumun zorlayıcılığından bahsetmeye başlanılır. Yine de “yapacağım, durmayacağım” gibi aslında zorluğa doğru götüren motivasyon sözleri ile kendinizi motive etmeye hatta “tembelleşmemek” uğruna kendinizi bile suçlayabilirsiniz.
Bu dönemde ortaya çıkanlar:
Yavaş yavaş uyku problemleri oluşur,
İş ve çevreye olan ilgi azalır,
Verimlilik ve üretkenlik düşer,
Eleştiriye tahammülsüzlük ve öfke artmaya başlar.
Zaman yönetiminin tamamen kaybının yaşandığı zaman:
Kronik yorgunluk, depresyon ve anksiyete görülmeye başlar.
Fiziksel sağlık problemleri ortaya çıkmaya başlar: Kalp çarpıntısı, bağışıklık düşüklüğü, mide bağırsak problemleri
İşe gitmek istememe, kimseyle görüşmek istememe ve umutsuzluk ortaya çıkar.
Duygusal tatminsizlik bunların hepsine neden olabiliyor. Örneğin, övülmek, takdir edilmekten daha çok eleştiriliyorsanız olumlu duygularınız ve benlik algınız sarsılıyor olabilir.
Uzun süreli işlerde olumlu geri bildiriminiz azsa, hizmet sektörü olan mesleklerde çalışıyorsanız duygusal ihtiyaçlarınız daha yüksek olabilir. Belki de dönem dönem yükseliyor olabilir.
Bunlar daha çok tükenmişlik hissiyle ortaya çıkıyor. Ama mesele sadece ortaya çıkan tükenmişlik hissi değil. Altta yatan duygularımız, eksik kalan duygusal ihtiyaçlarımız durumu yanlış yollarla çözmemize neden oluyor.
Duygusal düşüşler ortaya çıktığında birçok kişi bastırmaya odaklı oluyor. Oysa duyguları bastırarak zamanı iyi kullanmaya çalışmak daha karmaşık sorunların ortaya çıkmasına neden oluyor.
Duygusal Olarak Çöktüm: Duygusal Tükenmişlikten Çıkış Adımları

Çoğumuz çevremizden sevgi ve ilgi arayışımızın tam olarak karşılığının olacağına inanmanın artık mümkün olmadığını düşünüyor.
Hepimiz sürekli rekabet etmeye, öfkeli ve tersleyen insan yüzlerine alışmış gibi duruyoruz. Yaptığımızdan daha fazlasını yapmaya zorlanıyor, sürekli anlayışlı ve esnek olma yüküyle donatılıyoruz.
Tüm bunların içinden çıkabilmek için gerekli olan vazgeçmek değil, destekleyici ve duygusal ihtiyaçları karşılayan ilişkiler kurabilmek.
Bunun için yaşamınızda size olumlu hisler yaşatan, birlikte iken zorluklar içindeyken sizi ilgisi ve sevgisi ile mutlu eden, yorgunluğunuzu azaltan kişilerle ilişkileriniz olması çok önemli.
Aynı zamanda iyi gitmeyen ve iyi hissettiremeyen ilişkilerin farkında olmak ve hala onlara şans vermek ve sürdürmek de bizim kontrolümüzde.
Hatalar ve kırgınlıklar ilişkileri tamamen kesmek için şart değildir, sınırlarınızın farkında olmak içindir. İlişkilere ait problemler karşılıklı istekle ve çabayla düzelebilir.
Kırgınlık ve küslüğü ne kadar çok bırakabilirsek o kadar güçlenir ve duygusal dayanıklılığımız o kadar artabilir. Bu anlamda daha fazla sevgi daha fazla güçlendirici bağlantılara yer açabilmek için öncelikle kendi ihtiyaçlarınızı kendinize ifade etmeye ve devamında ihtiyaçlarınızı karşılayabilecek ilişkiler, yaşam alışkanlıkları oluşturmak için yola çıkabilirsiniz.




Yorumlar