Duygusal Tükenmişliğin Etkileri: Zamanı Verimli Kullanmakta Zorlanıyorum
- DenizCan

- 1 gün önce
- 3 dakikada okunur
Zamanı Verimli Kullanmak: Neden Hiçbir Şeye Yetmiyor?
Sorun Zaman Değil, Duygular!

İşlerin birbirine karışması zamanla olan ilişkiyi çok daha karmaşık ve zor bir hale getiriyor. Bazen neredeyse bu daralma durumu kişilerde mental çöküş hissi dahi yaratabiliyor.
Zaman yönetiminden çok duygusal karmaşa ve duygusal dayanıklılıkla ilgili bir sorun yaşayan kişiler genelde yaygın bir isteksizlik, sabahları zor uyanma, dinlenmemiş hissetme görülüyor.
Bununla birlikte beyin sisi denilen duruma benzer bir hal olan odaklanma güçlüğü, işe olan bağlılığın ve işten alınan hazzın azalması gibi hisler de ortaya çıkabiliyor. Bu hisler zamanı verimli kullanma konusunda negatif yönde bir etki yaratıyor.
Böyle durumlar yaşıyor ve endişeleniyorsanız, yine de bir parça sakin kalıp yazıyı okumaya devam etmenin sizi aydınlatacağına inanıyorum.
Duygusal tatminsizlik bunların hepsine neden olabiliyor. Örneğin, övülmekten, takdir edilmekten daha çok eleştiriliyorsanız zamanla duygusal dayanıklılığınız azalabiliyor.
Duygusal dayanıklılığın kendiniz hakkındaki düşüncelerinizi de etkileyebilir. Böyle bir yıpranma yaşamaya başladığınızda kendini yeteneksiz, beceriksiz hissedebiirsiniz.
Uzun süreli işlerde olumlu geri bildiriminiz azsa, hizmet sektörü olan mesleklerde çalışıyorsanız duygusal ihtiyaçlarınız daha yüksek olabilir. Özellikle yoğun tempolu iş zamanlarında duygusal ihtiyaçlarınız daha çok öne çıkması muhtemel.
Bunlar daha çok tükenmişlik hissiyle ortaya çıkıyor. Ama mesele sadece ortaya çıkan tükenmişlik hissi değil. Altta yatan duygularımız, eksik kalan duygusal ihtiyaçlarımız durumu yanlış yollarla çözmemize neden oluyor.
Duygusal düşüşler ortaya çıktığında birçok kişi bastırmaya odaklı oluyor. Oysa duyguları bastırarak zamanı iyi kullanmaya çalışmak daha karmaşık sorunların ortaya çıkmasına neden oluyor.
Zamanı Tutamıyorum: Programımı Uygulamak İçin Nelere Odaklanmalıyım?
Duygusal ihtiyaçları bastırarak zaman yönetimi sağlamaya çalışmak, bir süre sonra erteleme davranışının ortaya çıkmasına da neden oluyor. Bu nedenle zamanı etkili ve verimli kullanabilmek için öncelikle buna engel olan duygusal açlığın farkında olmak gerekiyor.
Öncelikle şu bilgiyi açıklıkla paylaşmak isterim:
Bilimsel araştırmalar böylesi bir zaman yönetimi kargaşasının yaşla, çalışma süresi ve deneyimi ile ilgili olduğuna dair çok fazla veri yok. Örneğin, bazı çalışmalarda öğrencilerin daha çok böyle duygusal bir döngü ile motivasyon kaybı yaşadığı ortaya çıkarken bazılarında yetişkinlerin daha ağır bastığı ortaya çıkıyor.
Aslında, zamanı yetiştirememeyi yaşa bağlıyorsak bu daha çok bize düşük enerjimizi anlamlandıramadığımızı gösteriyor gibi duruyor.
Öncelikle öz yeterlilik ve yaşama olumlu bakışta bir azalma olduğunda motivasyon da azalıyor, bir işi yaparken ya da programa uyarken zamanlama da dağılmaya başlıyor.
Esas zor olan kısım burası, çünkü çoğumuz motivasyonumuz düştüğünde beklenti içinde oluyoruz. Bu beklenti gerçekleşmediğinde motivasyon kaybı yaşıyoruz, biraz endişe ve kaygı aynı zamanda sonuç alamama gergin bir durum yaratıyor. Buradan nasıl çıkabileceğimizi bulmakta zorlanıyoruz.
Bu anlamda iyimserlik durumumuz devreye giriyor. Burada iyimserlik, iyi olacağını düşünmek anlamına gelmiyor. Burada iyimserlik psikolojideki tanımına göre, yaşanan bir zorluk karşısında azimle ve hedeflerine yönelik kalmayı sağlamak oluyor.
Bu biraz da kişilik özelliklerinden ve yaşam deneyiminden etkileniyor. Bu noktada, tam da kendinize şunu sormanız gerekiyor: Dışarıdan gelecek iyi ve güzel bildirimlere ne kadar odaklıyım?
Kendinize olumlu düşünceler aktarmakta usta mısınız? Bu konuda kendinize şefkat gösterme, iyimserlik aşılama konusunda gelişmeye açık mısınız? Veya bu beceriniz zaten iyi mi?

Bunların önemi, zaman yönetiminde iyimserlik, özyeterlilik motivasyonu ve odağı güçlü tutarak kaldıraç görevi görüyor.
Duygusal yükseltme olmadan, motive edici güzel sözler duymadan üşengeçliğin etkisinden tembellikten kurtulamayan insanlar aslında daha çok sevgi ve şefkati dışarıdan almaya odaklı olanlar oluyor.
Araştırmalar onay alma, takdir edilme konusunda dışa bağımlı olan kişilerde daha fazla düşüş olduğunu gösteriyor. Bu nedenle zaman yönetimi için içsel konuşmaları güçlendirmek ve olumlu seslere çevirmek oldukça önemli.
Bazen insan kendine vakit ayırmayı, öz sevgi ve öz şefkat içinde kalmayı lüks olarak görüyor, ancak duygusal ilişkilere yer açtıkça hem huzurunun hem motivasyonun yükseldiğini hem de zamanın kendiliğinden genişlediğini farkındalığına ulaşıyor.
Her Zorluk Tükenmişlik Yaratmaz: Dayanıklılık Sağlayan Yaşanmışlıklar
Çoğumuz yaşanılan zorlukların bizim yaşam motivasyonumuzu düşürdüğünü, duygusal sağlığımızı ve psikolojimizi bozduğunu düşünüyor. Oysa Bosna’dan göç etmek zorunda kalmış ve öğretmenlik yapan kadınlarla yapılan araştırmada ortaya çıkan çok enteresan bir sonuç var.
Kadınlar zaman yönetimi konusunda diğer meslektaşlarına kıyasla çok daha iyiler. Bunun sebebinin yaşadıkları travmatik deneyim sonucunda göç ettikleri yerlere uyum sağlama sırasında yaşadıkları zorluklar olduğu açıklaması yapılmış.
Benzer şekilde, büyük yoksulluklar içinde, büyük deprem ardından diğerlerinden daha başarılı, daha güçlü öğrenciler çıktığını da biliriz.
Baş edebileceğimiz ölçüde güçlüklerin hayatımızda olması bizi gerileten değil, ilerleten bir sürecin içine soktuğunu fark etmemiz iyi olur.
Aynı zamanda bu kişilerin sevilme ihtiyacı, desteklenme ve onay alma ihtiyacının da karşılandığının farkına varmalıyız.
Rahat yaşama arayışı, her şeyi kolay yoldan halletmeye çalışmak, zorlanmanın daha fazla güçlük ve aciziyet yaratacağını düşünmek de yaşam koşullarımız biraz zorlaştığında, ağırlaştığında, sonuç almamız uzadığında çok daha çabuk duygusal dalgalanma yaşamamıza, odağımızı kaybetmemize, sabrımızın erken tükenmesine neden oluyor.
Başımıza gelenlere üzülmeye, güçlüklerin talihsizlik olduğunu düşünmeye eğilimliyizdir. Oysa, araştırmalar ve yaşam örnekleri bize bunların çok dışında bir durumu gösteriyor.




Yorumlar